Frankfurt Okulu, Postmodernizm ve Sahte Solun Politikası: Marksist Bir Eleştiri’ye önsöz – III

WSWS, David North’un yeni kitabı Frankfurt Okulu, Postmodernizm ve Sahte Sol: Marksist Bir Eleştiri’nin önsözünün 3. bölümünü yayımlıyor. Kitap, Mehring Books’tan edinilebilir.

***

Steiner ile Brenner’in oportünist “deneyim” teorisinin siyasi iflası, sonraki gelişmeler eliyle açığa çıkmış durumda. Alexis Tsipras, onların hayranlığını ve siyasi itaatlerinin karşılığını, aşırı sağcı bir burjuva partisi olan Bağımsız Yunanlılar ile bir hükümet kurarak verdi. Tsipras, ardından, Syriza’nın Avrupa Birliği’nin kemer sıkma programına karşı çıkma yönündeki her vaadinin inkar edilmesinden oluşan bir politika benimsedi.

Syriza’nın ihaneti

Bu ihanetin doruk noktası, Tsipras tarafından hükümetinin Avrupa Birliği’nin taleplerine teslim olmasına siyasi kılıf sağlamak amacıyla, 5 Temmuz 2015’te bir referandum düzenleme çağrısıydı. Kemer sıkma politikasına karşı koymak için yalnızca beş ay önce iktidara getirilmiş olan Syriza hükümetinin AB’ye teslim olunup olunmayacağı konusunda bir referandum çağrısı yapması için hiçbir meşru nedeni olmadığını belirten Uluslararası Komite, bu manevrayı açıkça suçladı. Alexis Tsipras, aslında, Avrupa emperyalizmine ve onun Yunan egemen seçkinleri içindeki müttefiklerine onun hükümetinden kurtulmak için bir fırsat sunuyor; dolayısıyla, Syriza’yı ödünleri kabul etme ve uygulama sorumluluğundan kurtarıyordu.

Brenner, tahmin edildiği üzere, Uluslararası Komite’nin Tsipras’ın manevrasını teşhir etmesine öfkelendi ve onun yardımına koştu.  O, Syriza “Yunan halkına döndü ve onların karar vermesini istedi: daha fazla kemer sıkmaya evet mi, hayır mı?… Bu, burjuva demokrasisinin gerçekten beklenildiği gibi olduğu az sayıda durumdan biridir.”[1]

Uluslararası Komite’nin, Brenner’in böylesine keskin bir şekilde karşı çıktığı uyarıları hızla doğrulandı. Tsipras, ne öngörmüş ne de istemiş olduğu yaygın “hayır” oyundan dehşete kapıldı. 8 Temmuz 2015 tarihinde Britanya’daki Daily Telegraph gazetesinde yayımlanan ve uluslararası gelişmeler editörü  Ambrose Evans-Pritchard’ın imzasını taşıyan bir makale, Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin (WSWS) çözümlemesini doğruladı:

Yunan Başbakanı Alexis Tsipras, yabancı kontrole karşı alevlenen bir ulusal isyana başkanlık yapmak bir yana, Pazar günü EMU’nun [Ekonomik ve Parasal Birlik] kurtarma koşulları üzerine yapılan referandumu kazanacağını hiç öngörmemişti.

O, kaybedeceği beklentisiyle -ve niyetiyle- sürpriz bir oylama çağrısı yaptı. Plan, doğru bir amaç uğruna mücadele etmek, onurlu bir yenilgiyi kabul etmek ve Maximos Mansion’un [Yunanistan Cumhurbaşkanlığı Konutu] anahtarlarını, onu [Avrupalı kuruluşların] 25 Haziran “ültimatomu”nu uygulayacak başkalarına bırakacak ve aşağılayacak biçimde başkalarına teslim etmekti.”[2]

Syriza’nın önceki maliye bakanı olan ve AB ile görüşmelere başkanlık eden Yanis Varoufakis, Guradian gazetesi ile yaptığı 14 Temmuz’da yayımlanan bir röportajda, Evans-Pritchard’ın haberini doğruladı. Varoufakis, Guardian’a, “Ben bizim desteğimizin ve hayır oyunun hızla büyük ölçüde güçten düşeceğini varsayıyordum ki başbakanın da böyle düşündüğüne inanıyorum.”  dedi. Varoufakis, ayrıca, Yunanistan’daki faşist parti Altın Şafak’ın Syriza’nın teslimiyetinden yararlanacağını belirtiyordu: “Altın Şafak’ın daha fazla güçlenmesinden başka olası bir sonuç göremiyorum.”[3]

Steiner ve Brenner, Yunan işçi sınıfına ihanete, Syriza’yı ve önderi Alexis Tsipras’ı kınayarak değil ama Dünya Sosyalist Web Sitesi’ne yeni ve daha şiddetli saldırılar kaleme alıp yayımlayarak tepki gösterdiler. WSWS’nin suçu, “Syriza hükümeti DENEYİMİnin kitlelerin siyasi bilincini yükseltmekte son derece önemli olabileceğini ve çok sayıda insanı devrimci sosyalizme kazanma fırsatları açtığını kapsamlı biçimde reddetme”siydi.[4] Bu tuhaf sav, işçi sınıfının yönünü şaşırtan ve moralini bozan siyasi ihanetlerin bilincin gelişmesine olumlu katkılar olarak memnuniyetle karşılanması gerektiği sonucuna varmaktadır. Ne kadar fazla ihanet olursa o kadar iyi! Peki, ya bu ihanetler Altın Şafak’ın zaferiyle sonuçlanırsa? Steiner ile Brenner’in siyasi mantığını kabul edersek, bu, son derece değerli bir başka bilinç arttırıcı deneyim sağlayacaktır! Onların bilinç teorisine göre, “sosyalistlerin” görevi, işçi sınıfına ihanet eden partiler hakkındaki yanılsamaları teşvik etmektir. “Deneyimleri içinde onlarla [işçilerle] birlikte olmak gerekir…”[5] Eğer Yunanistan’da gericilik zafer kazanırsa, Manhattan’daki Steiner’in ve Toronto’daki Brenner’in işçiler ile “birlikte” olacağına ama bunu, Atina’ya 8.000 km. uzaktan yapacağına hiç kuşku yok.

Brenner, kendi moral bozukluğunu en açık şekilde gözler önüne seren ifadesinde, üzerinde düşünmeden, “Devrimci politikada, GERÇEĞİ AÇIKLAMAYA DEVAM ETMEK YETMEZ” diyor.[6] Bu sözcükleri, yalnızca kendisine tedavi edilmez şekilde siniklik bulaşmış ve sosyalizm ile olan bütün içsel düşünsel ve ahlaki bağlarını kopartmış birisi yazabilir. Marksizm ve bütün ilerici düşünce ve kültür biçimleri, gerçekten daha güçlü hiçbir şey olmadığı düşüncesinden esinlenmektedir. Dördüncü Enternasyonal, sosyalizm ile bağlantılı olduklarını iddia edenler de dahil, bütün diğer siyasi hareketlerden, kapitalizmin varlığını sürdürmek için yalanlara bağlı olduğu bir çağda gerçek uğruna mücadelenin devasa siyasi önemine vurgu yapmasıyla ayırt edilir. Troçki’nin 1937’de güçlü bir şekilde belirtmiş olduğu gibi: “Bizi, ne tehditler, ne zulüm ne de saldırılar durdurabilir! Gerçek, bizim cesetlerimizin üstünde bile olsa zafer kazanacaktır! Biz onun başını çekeceğiz. Biz kazanacağız!”[7] Gerçek uğruna mücadele (ki bu, her şeyden önce, işçi sınıfına gerçekleri anlatmak demektir) Marksist politikanın temel dayanağıdır ve hangi biçimde olursa olsun siyasi oportünizm ile bağdaşmaz.

Steiner ile Brenner’in Syriza’yı savunusu, onların Uluslararası Komite’ye yönelik suçlamalarının altında yatan düşünsel kötü niyet, teorik şarlatanlık ve siyasi ikiyüzlülük bileşimini açığa çıkarmaktadır. Onlar, saldırılarını, 2004 yılında, benim -Plehanov’un eserine yüksek saygımdan kaynaklanan- “nesnelci” eğilimlerim ve “diyalektiği ihmal etme”min, Uluslararası Komite’nin varlığını tehlikeye sokacak şekilde Marksist teoriden uzaklaşmayı ifade ettiği suçlamasıyla başlatmışlardı. Onlar, 2007’ye gelindiğinde, benim “nesnelciliğime” yönelik eleştirilerini kabul etmeyen Uluslararası Komite’nin devrimci bir hareket olmaktan çıktığı sonucuna vardılar. Steiner ve Brenner, şimdi, bu saldırılarını başlattıktan on yıl sonra, işçi sınıfına karşı korkunç bir ihanet gerçekleştirmiş olan küçük-burjuva politikacıların gönüllü suç ortakları işlevi görüyor.

Savas Michael Matsas’ın dönüşü

Politika ironilerle doludur. Steiner, hala Uluslararası Komite’ye bağlılığını iddia ettiği 2004’te yazılmış olan ilk polemiğinde, Uluslararası Komite’nin Gerry Healy’nin “diyalektiği yozlaştırması”na yönelik eleştirisinin önemini kabul ettiğini açıklamıştı. O, “1985’te Healy ile ilişkilerin kesilmesi, Uluslararası Komite’yi tam yıkımdan kurtarması bakımından önemli bir dönüm noktasıydı.” itirafında bulunuyordu.[8]

Ama Steiner ile Brenner’in Uluslararası Komite’ye karşı mücadelelerinin siyasi mantığı ve Syriza’yı savunmaları, onları, 1985 yılında Healy’yi koşulsuz desteklemiş ve Uluslararası Komite’yle ilişkilerini kesmiş olan Savas Michael Matsas ile siyasi bir ittifak oluşturmaya sürükledi. Savas Michael Matsas, DEUK’un Healy’yi destekleyen tek şubesi olan Yunanistan’daki İşçilerin Enternasyonalist Birliği’nin ulusal sekreteriydi. Michael-Matsas, Healy’yi, kişisel sadakatten dolayı değil; Healy’nin oportünist politikaları onun Yunanistan’daki Stalinist ve sol burjuva partiler ile siyasi bir ittifak oluşturma çabalarına son derece uygun olduğu için destekliyordu. Michael-Matsas, Uluslararası Komite ile ilişkileri kestikten sonra, Troçkizmin “soyut propagandacılık”tan ve “Troçkizmin yenilgilerine ve yalıtılmasına yol açan uygulamalar”dan kurtarılacağı bir “Dördüncü Enternasyonal İçin Yeni Dönem” ilan etti. Bu “yeni dönem”, pratikte, Yunanistan’da burjuva PASOK partisinin desteklenmesinden, Stalinistler ile ittifaktan, Kıbrıs Cumhurbaşkanlığı için bir burjuva adaydan ve Mihail Gorbaçov’un Perestroyka’sını [yeniden yapılanma] Sovteyler Birliği’nde “siyasi devrim”in başlangıcı olarak selamlamaktan oluşuyordu.

Şimdi, Steiner ve Brenner, Troçkizm ile ilişkilerini kestikten 30 yıl sonra, internet günlüğü sitelerini, kendisine “sekter” Uluslararası Komite’yi suçlamak üzere bir alan açılan Michael-Matsas’ın hizmetine sunmuş durumdalar. Michael-Matsas, 22 Ocak 2015’te, DEUK ve WSWS “Syriza önderliğinin burjuva doğası hakkında kimi doğru şeyler söyleyebilmekle birlikte, Syriza’nın zaferinin önemini azaltıyorlar… Sekter gruplar, kitle hareketlerine ilgisiz oldukları için, fırsatları göremiyorlar.”[9] diye yazdı. Michael-Matsas, bütün siyasi oportünistler gibi, sınıfsal karakterlerini ve önderliğinin siyasi programını tanımlamaksızın “kitle hareketi”ne başvurmaktadır.

Michael-Matsas’ın teorik düşüncelerinin Uluslararası Komite ile ilişkileri kestikten sonraki evrimine gelince, onun Wikipedia’daki kaydı bize şu bilgiyi veriyor:

O, “devrimci teoriye ve Marksizme, mesih inancı ve Musevi gizemciliği düşüncesinden hareketle yeni bir yorum” kazandırmaya çalışmaktadır. Onun düşüncesi, bir “dinci tanrıtanımazlık” ya da “dinsiz mesih inancı” olarak sınıflandırılabilir.[10]

Steiner-Brenner internet günlüğünde, Michael-Matsas’ın “diyalektiği yozlaştırma”sı hakkında tek bir eleştirel sözcük bulunmuyor. Onların Michael-Matsas’ın Marksizme ortaçağa özgü Kabala [Musevi] mistisizmini dahil etme çabalarından duydukları rahatsızlık, Syriza’nın ideologlarının “Marksizm sonrası” bir çağda yaşadığımıza ilişkin iddiaları karşısındaki rahatsızlıklarından daha fazla değil. Ama Steiner ile Brenner, benim “nesnelci” felsefeme, yani işçi sınıfının çıkarlarını açıklamak ve ilerletmek için tarihsel maddeci çözümlemeden yararlanmaya katlanamıyorlar.

Tekrar ediyoruz, onların politikalarına yön veren şey felsefe değildir. Steiner ile Brenner’in öznel ve eklektik felsefesi, onların politikalarında ifadesini bulan sınıfsal yönelimin ve toplumsal çıkarların gereklerinden kaynaklanmaktadır.

Sahte solun tanımı

Syriza’nın ihaneti, Yunanistan içinde ve uluslararası ölçekte önemli bir dönüm noktasını göstermektedir. Syriza gibi örgütlerin yükseldiği sosyal çevrenin “solcu”luğundan geriye, aldatıcı ifadelerden başka bir şey kalmamıştır. Onun kendi kemer sıkma karşıtı programını reddetmesi, orta sınıfın hali vakti yerinde kesimlerinin siyasi temsilcileri ile geniş emekçi kitleler arasındaki aşılmaz uçurumu ortaya koymuştur. Bu nesnel toplumsal çıkar çatışması, gerekli bir siyasi taban kayması sürecini harekete geçirecektir. İşçi sınıfının ve gençliğin ileri kesimleri sahte solun aleyhine dönecek ve gerçekten sosyalist Marksist solun yolunu tutmaya çalışacaklar. Bu nesnel toplumsal ve siyasal farklılaşma süreci, Troçkist hareketin müdahalesini gerektirmektedir. İhanet etmiş olanlara yönelik öfke yeterli değildir. Marksistlerin, işçilerin radikalleşmesine ve sınıf mücadelesinin yoğunlaşmasına üst düzey bir siyasi ve tarihsel bilinç kazandırmaya çalışması gerekmektedir.

Bu sürece bir katkı olarak ve işçilerin siyasi düşmanlarını tespit etmelerine yardımcı olmak için, çağdaş sahte sola ilişkin şu temel tanımlamayı öneriyoruz:

  • Sahte sol, orta sınıfın ayrıcalıklı ve hali vakti yerinde kesimlerinin sosyo-ekonomik çıkarlarını ilerletmek için popülist sloganlar ve demokratik söylemler kullanan partileri ve teorik/ideolojik eğilimleri ifade etmektedir. Yunanistan’daki Syriza, İspanya’daki Podemos Almanya’daki Sol Parti ve çok sayıda eski Troçkist (yani Pablocu uzantı) ve Fransa’daki Yeni Anti-Kapitalist Parti (NPA), Sri Lanka’daki NSSP ve ABD’deki Uluslararası Sosyalist Örgüt gibi devlet kapitalizmi teorisini savunan örgütler, bu tür partilerin ve eğilimlerin örnekleridir. Bu listeye, anarşist ve post-anarşist eğilimlerden etkilenmiş “İşgal et” hareketlerinin kalıntıları ve altsoyları da dahil edilebilir. Tüm dünyadaki küçük-burjuva sahte sol örgütlerin büyük çeşitliliği göz önünde bulundurulduğunda, bu, kesinlikle kapsamlı bir liste değildir.
  • Sahte sol, Marksizm karşıtıdır. O, tarihsel maddeciliği reddeder, onun yerine, varoluşçuluk, Frankfurt Okulu ve çağdaş post-modernizm ile ilişkili öznel idealizmin ve felsefi akıldışıcılığın çeşitli biçimlerini benimser.
  • Sahte sol, sosyalizm karşıtıdır, sınıf mücadelesine karşı çıkar ve işçi sınıfının merkezi rolü ile toplumun ilerici dönüşümünde devrimin gerekliliğini reddeder.[11] O, işçi sınıfının kapitalist sisteme karşı bağımsız kitlesel seferberliğinin karşısına sınıflar üstü popülizmi çıkartır. Sahte solun ekonomi programı özünde kapitalizm yanlısı ve ulusalcıdır.
  • Sahte sol, servetin en zengin yüzde 10’luk kesim içinde daha adil dağılımını gerçekleştirmek için şirketlerde, yüksek okullarda ve üniversitelerde, yüksek maaşlı mesleklerde, sendikalarda ve devlet kurumlarında daha etkili olmak amacıyla milliyet, etnik köken, ırk, cinsiyet ve cinsellik konularına sabitlenmiş “kimlik politikaları”nı teşvik etmektedir. Sahte sol, toplumsal ayrıcalıkların ortadan kaldırılması yerine, ona daha fazla erişim peşinde koşar.
  • Sahte sol, Kuzey Amerika’daki, Batı Avrupa’daki ve Avustralasya’daki* emperyalist merkezlerde genel olarak emperyalizm yanlısıdır ve yeni-sömürgeci askeri operasyonlara haklılık kazandırmak, hatta onları doğrudan desteklemek için “insan hakları” sloganlarını kullanır.

Sahte solun gerici teorik düşüncelerinin ve politikasının çözümlenmesi ve teşhiri, Troçkist hareketin işçi sınıfını eğitme, küçük-burjuva hareketlerin etkisinden arındırma ve modern kapitalist toplum içindeki merkezi ilerici ve devrimci güç olarak siyasi bağımsızlığını sağlama mücadelesinde karşı karşıya olduğu özellikle son derece önemli görevlerdir. Frankfurt Okulu, Postmodernizm ve Sahte Solun Politikası, bu amaca ulaşmaya katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.

David North

Detroit, Michigan

16 Temmuz 2015

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir